“Medeniyet Aidiyetimiz ve Geleceğimiz” Semineri

    2019 Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı dolayısıyla yüksekokulumuz tarafından düzenlenen etkinlikler kapsamında Dr. Recep Yılmaz, Sebahattin Zaim Konferans Salonunda “Medeniyet Aidiyetimiz ve Geleceğimiz” konulu bir seminer verdi. Prof. Dr. Fuat Sezgin’in yaşamının, çalışmalarının ve mücadelesinin ön plana çıkarıldığı seminerde ömrünün altmış yılını İslam Bilim Tarihine adamış bir bilim adamının hayatı, adanmışlığı, medeniyet perspektifi anlatıldı. SYO Müdürü Doç. Dr. Hanifi Körkoca, akademisyenlerimiz ve öğrencilerimizin büyük ilgi gösterdiği etkinlikte Dr. Yılmaz, Prof. Dr. Fuat Sezgin’in çalışmalarının önemini şu sözleriyle değerlendirdi:

    “Prof. Dr. Fuat Sezgin geçtiğimiz yıl 94 yaşında aramızdan ayrıldı. Onun geride bıraktığı ilmî miras bize ne ifade ediyor? Bu mirasın mesajı nasıl anlaşılmalıdır? Sezgin’in, ömrünün altmış yılını vererek yöneldiği İslam bilimler tarihi alanındaki çalışmaları bir arkeoloğun, toprak altında kalmış antik bir şehri ev ev, sokak sokak, sütun sütun ortaya çıkartmak için verdiği uğraşa benzetilebilir. Fakat Prof. Dr. Sezgin’in yaptığı iş elbette bundan daha fazlasıdır. Zira Sezgin kendisini, zamanın kumları altında unutulmaya yüz tutmuş farklı türde bir şehrin ve o şehirde üretilenlerin, yani bir medeniyetin ortaya çıkarılmasına adamıştır. Onun, on binlerce yazma eseri elden geçirmeyi, binlerce yabancı kaynağı tetkik etmeyi gerektiren devasa çalışmalarının gayesini daha iyi tasavvur edebilmek için medeniyet ve aidiyet kavramlarından söz açmak yerinde olacaktır. Bir grup çağdaş düşünüre göre, temeli kültüre dayanmakla birlikte medeniyet, insanlığa aşama kat ettiren buluşlar, düşünceyi ilerleten kavramlar, iz bırakan sanat eserleri gibi başarılarla kültürden ayrılır. Medeniyet, kapsamlılığı açısından birbirine benzeyen birçok kültürü kendinde toplayan bir nevi üst küme olarak düşünülebilir. Medeniyetler “en geniş kültürel kimlik düzeyleridir”. Nitekim yeryüzünde birçok kültürün varlığına nazaran belirli sayıda medeniyet mevcuttur. Medeniyetleri kültürlerden ayırt eden vasıflar dışında bir de, onları birbirinden ayıran değerler vardır. Her medeniyetin kendine has bir gelişim tarihi ve değerler sistemi mevcuttur. Bu değerler, medeniyet başarıları ile birlikte mensuplarında aidiyet duygusu oluşturur. XVII. yüzyılla beraber, bilimsel başarılarını askeri başarılara dönüştürerek kendi kıta sınırlarını aşan Avrupa medeniyeti, müteakip yüzyıllar içinde gücünü daha üst seviyelere çıkarmıştır. Günümüzün globalleşmiş dünyasında ise Batı medeniyeti adeta sınır tanımayan çok yönlü bir hegemonya tesis etmiştir. Aralarında İslam medeniyetinin de bulunduğu diğer dünya medeniyetleri maalesef Batı medeniyetinin sahip olduğu güç ve yaygınlık karşısında bir alternatif oluşturmaktan şimdilik uzak görülmektedir. Batı’nın yükselişine tekabül eden yüzyıllar aynı zamanda İslam medeniyetinin de yavaşlama, duraklama ve gerileme devrelerinin yaşandığı yüzyıllar olmuştur. Batı’nın üstünlüğü ve bunun karşısında yaşanan kayıplar, zamanla yaygın bir eziklik psikolojisine neden olmuştur. Zamanla benlik duygusunun yitirilmesine sebep olan bu psikoloji beraberinde öykünme ve taklitçiliği getirmiştir.”

    Batı medeniyetinin yükselişinde İslam medeniyetinin oynadığı büyük rolün unutulduğunu aktaran Dr. Recep Yılmaz, Batı medeniyetinin bilimsel uyanışı yakalamasında İslam medeniyetinin büyük bir payı olduğunu söyledi. İslam Medeniyetinin medeniyet tarihi içindeki önemini hatırlatan Dr. Yılmaz medeniyet bilinci ile özgüven arasındaki ilişkinin hayatî önemini vurguladı:

    “Prof. Dr. Sezgin’e göre bu gerçeği bilmeyen nesiller kendi medeniyetlerine dair cehaletlerinden kaynaklı olarak bir aşağılık duygusuna girmişlerdir. Her şeyden önce yapılması gereken bu olumsuz psikolojinin tersine çevrilmesi ve yeni nesillere medeniyet aidiyetinin yeniden kazandırılmasıdır. İslam medeniyetinin matematik, fizik, kimya, tıp, eczacılık, zooloji, astronomi, denizcilik, coğrafya, haritacılık, mineraloji, botanik gibi çeşitli bilim dallarında yaklaşık 800 yıl boyunca en üst seviyeleri yakaladığını bilen nesiller hem gereksiz yere aşağılık duygusuna girmeyecek, hem de birbirine düşmeyeceklerdir. Bu bilinç onlara kaybettikleri özgüveni ve yaratıcılık gücünü geri kazandıracaktır. Özgüven ve aidiyet duygusunu kaybetmemek kaydıyla Batı’nın bilimsel birikiminden yararlanılmalıdır. Zira tarihi gerçekler, insan aklının birikimlerinin medeniyetler arasında elden ele devreden bir bayrak yarışı olduğunu göstermektedir. Prof. Dr. Sezgin, ihtiyaç duyulan bilinç ve özgüven duygusunu harekete geçirmek için heyecan veren söylemlerle yetinmemiş, İslam medeniyetinin ürettiği bilimin insanlık tarihindeki parlak mevkiini kitaplık hatta ansiklopedik çapta ortaya koymuştur. Ömrünün büyük kısmını yurt dışında bu asil ideale adamış olan çok yönlü âlim, hayatının son yıllarında, çalışmalarının meyvesini bir zamanlar terk etmek zorunda kaldığı ülkesinde bir müze ve vakıf olarak görmek bahtiyarlığına ermiştir. Sezgin’in mesajı gerçek yankısını, ortaya koymuş olduğu ansiklopedik eserlerinde ele alınan her bir bilim dalında idealist uzmanların yetişmesiyle bulacaktır. Medeniyet aidiyeti bizi, köklerimizi dikkate alarak, yenileyecek ve bize üretme heyecanı aşılayacaktır. Bizi ‘biz’ olarak geleceğe taşıyacak olan bu bilinçtir. Medeniyet aidiyetini yitiren toplumlar, kendilerini gerçekte mensubu olmadıkları –ve olamayacakları- medeniyetlerin mensupları sanmak gibi bir yanılsama içine girecekler ve kimlik krizinden kurtulamayacaklardır. Gelecek işte bu seçime göre şekillenecektir.”